TTB COVİD-19 İzleme Kurulu: Sağlık Bakanlığı’nın şeffaflığı halen tartışmalı

136

PİRHA-Türk Tabipleri Birliği (TTB) COVID-19 İzleme Kurulu, 9 aylık süreci kapsayan değerlendirme raporunu kamuoyuna duyurdu. Raporda, Türkiye’de ilk Covid-19 vakasının resmi olarak açıklanmasından bu yana geçen 9 aylık süreç değerlendiriliyor.

TTB’nin sosyal medya hesaplarından yayımlanan basın toplantısına TTB Merkez Konsey üyeleri, TTB COVID-19 İzleme Kurulu üyeleri ve hekimler katıldı.

Açılış konuşmasını yapan TTB Merkez Konsey Başkanı Şebnem Korur Fincancı, TTB’nin vaka sayılarına ilişkin şeffaflık talep etmesi sonrasında Bakanlığın vaka ve hasta ayrımı yaparak bir tartışma başlattığını, son günlerde toplam vaka ve hasta sayılarını tablosuna eklediğini fakat halen şeffaflığın tartışmalı olduğunu belirtti. Salgının sınıfsal karakterine dikkat çeken Fincancı, toplum genelinde %4,4 olan vaka oranının DİSK’in araştırmasına göre işçilerde %7,3; Sağlık Bakanı’nın açıklamasına göre sağlık çalışanlarında ise %11,3 olduğunu ifade etti. Şebnem Korur Fincancı COVID-19’un meslek hastalığı olarak tanınması gerektiğini de dile getirdi.

Fincancı’nın ardından COVID-19 Pandemisi 9. Ay Raporu’nun hazırlanmasında emeği geçen hekimler söz aldı.

“EN KÖTÜ YÖNETİM BELİRSİZLİK YARATMAKTIR”

Prof. Dr. Vedat Bulut güncel aşı çalışmalarına dair bilgilendirme yaptı. Koruyucu sağlık hizmetlerinden sorumlu Türkiye Halk Sağlığı Kurumu’nun görevi olmasına karşın aşı ihalesini ikinci ve üçüncü basamak hizmetlerinden sorumlu Kamu Hastaneleri Birliği’nin yürüttüğünü kaydeden Vedat Bulut, “Bir pandemide en kötü yönetim, belirsizlik yaratmaktır. Aşıyla ilgili de pek çok bilgi kirliliği var. Bağımsız kuruluşlarca onay süreci belgelendirilmiş her türlü aşı güvenlidir. Yeter ki bilgiler kamuoyuyla şeffaf paylaşılsın” dedi.

2021 sağlık bütçesini değerlendiren Deniz Erdoğdu ise genel bütçede sağlığa ayrılan payın %5,7’de, koruyucu hekimlik için ayrılan payın da %1,4’te kalmasını eleştirdi.

COVID-19’un meslek hastalığı kabul edilmesine ilişkin konuşan İbrahim Akkurt, statünün “vazife malullüğü” olarak tanımlanmaya çalışıldığını, oysa hukuki olarak illiyet bağının kurulabilmesi için meslek hastalığı tanımının tüm sağlık çalışanları için geçerli olmasını sağlayan bir yasaya ihtiyaç duyulduğunu kaydetti.

Dr. Zeynep Solakoğlu ise önerilerini şöyle sıraladı:

“Aşılama sürecinde tıp öğrencilerinin öncelenmesi; YÖK’ün sağlık eğitimi veren kurumlarda gerekli olması durumunda süre uzatımını ele alması; sınavlardaki güvenlik açıklarının giderilmesi; YÖK’ün sağlık alanında daha küçük ama özel bir çalışma grubu kurması.”

Dr. Halis Yerlikaya’nın dikkat çektiği nokta ise COVID-19 pandemisinden etkilenen hastalık gruplarının başında kanser hastalarının gelmesi oldu. Yerlikaya şu ifadeleri kullandı:

“Çoğu onkolojik hasta zaten yarı acildi ve bu bütün hastanelerde sağlık emekçilerinin Kovid-19’la mücadeleye kanalize edildiği dönemde başta kanser hastalarının sağlığa erişimiyle ilgili ciddi sorunlar yaşandı. Özellikle birinci basamakta kanser taramalarıyla ilgili de ciddi sıkıntılar vardı. Kanserin etkili ve sonuç alıcı tedavisine ulaşılmak açısından aslında erken evrede yakalanması çok kritik. Bütün sürecin kovide yoğunlaştığı dönemde bu taramalar da yapılamadı. Sürecin uzamasıyla birlikte önümüzdeki dönemde bir kanser pandemisinin beklendiğinin ortaya çıktığı da görünmekte. Bunu önlemenin yolu bütün sağlık gereksinimlerini karşılayacak şekilde birinci basamak başlayarak bir sağlık organizasyonunun yapılması ve toplumsal bulaşıcılığın engellenmesi önemli.”

(HABER MERKEZİ)